Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Sinema Sinema

Patlamış Mısır Tadında

"Kanunsuzlar": Şiddetin meşruiyeti

Kaynak:SİNEMA.COM

Şiddeti haklılaştırmakla eleştirmek arasında gidip gelen "Kanunsuzlar" ("Outlaw", 2007), karakterlerini kahramanlaştırma tuzağına düşmemesiyle dikkat çekiyor. Sinemada şiddet meselesine kafayı takmış olanlar bu filme bir şans vermeli.

 

Son yıllarda şiddeti haklılaştıran birçok filmle karşılaştık. Genellikle intikam temasını kullanarak, 'suçlu'ya kaba kuvveti uygun gören bu filmlere örnek olarak Park Chan-wook'un intikam üçlemesini örnek gösterebiliriz. Ya da bizim sinemamızdan "Barda" filmini hatırlarsak, orada da filmin sonunda mahkûm rolündeki beş yönetmenin suçlulara nasıl giriştiğini aklımıza getirebiliriz. Hatta biraz daha gerilere gidersek, "Kirli Harry"nin ("Dirty Harry", 1971) Harry'sinin filmin sapık katilini gözünün yaşına bakmadan kurşuna dizişi de gözümüzün önüne gelebilir. Yani sinema tarihi boyunca kanun ya da kolluk kuvvetleri eliyle değil de kahramanlaştırılan film karakterleri sayesinde adaletin yerini bulduğunu gördük. Zaten, bunun en bariz örneklerini de süper kahraman filmleri oluşturmuyor mu?

 

"Kanunsuzlar" ("Outlaw", 2007) da şiddeti haklılaştırmakla böyle bir tavır benimsememek arasında gidip gelen, fakat nihayetinde söylediğini 'muğlak' bir şekilde de olsa kulağımıza fısıldayan bir yapım. Filmi, şiddetin meşru olduğu diğer yapımlardan ayıran tarafı ise hem bu yanı, hem de kahraman olmaktan oldukça uzakta seyreden karakterleri. Filmin ilk anlarında karakterler, duygusal ya da fiziksel şiddet görmeleri ile dikkat çekiyorlar. Afganistan'dan dönen ve karısı tarafından aldatılan eski asker Bryant, ülkesi İngiltere'de aradığını bulamıyor. Bir polis memuru olan Walter, onlarca yılını polis teşkilatına adamasına rağmen istediği kademeye gelememekten şikayetçi. Avukat Cedric'in de hamile karısı, bir uyuşturucu baronu tarafından öldürülüyor. Dekker ve Sandy ise, sokak magandaları tarafından nedensiz yere vücutlarına darbe almış vaziyetteler. Bir otelin güvenlik görevlisi olan Hillier ise, orduya giremediği için yakınıyor. Kendilerine haksızlık yapanlardan öçlerini almak için bir araya gelen ve hayatlarında istedikleri yerde bulunamayan karakterlerini böylelikle tanıtıyor "Kanunsuzlar". Sonrasında ise kurdukları çetenin faaliyetlerini ve karakterlerin gelgitli karar süreçlerini izletiyor bizlere.

Karakterlerin kişisel durumları filmi anlamak açısından oldukça önemli. Bryant'ın askerliği, çetenin lideri olması sonucunu doğuruyor. Onun Afganistan'dan dönmüş olması ve televizyonda yayınlanan İngiliz hükümetinin Irak'taki başarısızlık haberleri, bu karakterin nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Bu noktada, Bryant'ı Amerikan filmlerindeki Vietnam'dan gelmiş ve içinde taşıdığı 'şiddeti' nereye savuracağını bilmeyen, 'kaybolmuş' karakterlere de benzetmek mümkün. Walter'ın polis ve Cedric'in de bir avukat olması ise daha bir anlamlı. Çünkü ikisi de adaleti sağlamakla yükümlü kurumlarda çalışıyorlar ama içlerinde yer aldıkları teşkilatların yozlaşmışlıkları ve aksaklıkları bunu engelliyor. Dekker ve Sandy'nin de dayak yemeleri ve kendilerine şiddet uygulayanların cezasız kalması, yine polisin ve adaleti sağlamakla yükümlü mercilerin etkisizliklerini gösteriyor. Hillier'in güvenlik görevlisi olması yine bu noktada bir anlam kazanıyor. Çünkü mesleği itibariyle kendisi, (resmi bir yetkili olmadığı halde, mesela bir polis değil) bulunduğu mekânda güvenliği sağlamakla yükümlü. Ayrıca Hillier'in oteldeki odalara gizlice kamera yerleştirmesi, kendisinin sonrasındaki adaleti sağlama, yani üzerine buyruk olmayan işlere maydonoz olma merakını destekliyor.

İçinde bulundukları dünyanın baskısı altında yer alan karakterlerine film, çoğu zaman hak veriyor. Yani seyircinin karakterleriyle özdeşleşmesine fırsat tanıyor. Ki 'haklı şiddet' filmlerinin en sık başvurduğu yöntemin bu olduğunu aklımızda tutmakta yarar var. Çünkü böylelikle 'kahramanın' kötü adama yumruk attığı sahnelerde, o an'a kadar yaratılan gerilimin boşaltılması sağlanır ve 'kahraman'a hak verilir. "Kanunsuzlar"da da böyle anlar mevcut. Fakat filmin benzer konuyu ele alan filmlerden farkı da işte burada ortaya çıkıyor. Film, karakterlerini öç almakla almamak arasında bırakıyor ve bu noktada bazı karakterleri geri adım atarken bazıları da sonuna kadar gitmeyi tercih ediyor. Mesela Sandy geri adım atıp çeteden çıkarken, Dekker ikilemde kalıyor. Aynı karakterin evlilik konusunda da gelgitler yaşaması ile bu tavrı desteklenmiş. Aynı zamanda bu 'ikilem'in filmin kendi içinde de olduğu iddia edilebilir. "Kanunsuzlar" çoğu zaman karakterlerinin yanında yer alsa da onların eylemlerinin tümünü tasvip eden ve karakterlerinin hepsini 'sevimli' bir şekilde sunan bir film değil çünkü. Mesela Hillier, röntgenciliği, ırkçılığı ve kontrolsüz şiddetiyle oldukça sevimsiz bir şekilde sunuluyor. Fakat son kertede film, polislerin teslim olan çete üyelerini öldürmesiyle düzenin gerçekten bozuk olduğunu teslim edip, Dekker'ın, adaletin serbest bıraktığı mafya babasına kurşunu sıkmasıyla çete üyelerine hak veriyor. Toparlamak gerekirse "Kanunsuzlar", şiddeti meşrulaştırma konusunda son dakikaya kadar net bir şeyler söylemeye çekinirken, nihayetinde düzenin artık geri dönülemeyecek ölçüde yozlaşmış olduğunu kabul edip çete üyelerine hak veriyor.

Sözün özü, bir 'erkek' filmi olan yapım, şiddet meselesine ikilemlerle dolu bir bakış atması ve bunu yaparken de meseleyi karakterleri aracılığıyla desteklemesiyle bir fırsat verilmeyi hak eden bir yapım olarak karşımızda duruyor.

 

Kimler İzlemeli:

  • Sinir krizinin eşindeki erkekleri ele alan bir film isteyenler. Ve hatta "Dövüş Kulübü"nün ("Fight Club", 1999) kimlik krizinden ve Fincher'ın kendini fazlasıyla belli eden yönetmenlik stilinden arındırılmış bir versiyonu nasıl olurdu diye merak edenler...
  • İngiliz filmlerine meraklı olanlar.

    Kimler İzlememeli:

  • Şiddete, 'vurdu kırdı'ya gelemeyenler.
  • Sıcak yaz günlerinde biraz hafif bir film izlemek isteyenler.

    OUTLAW trailer - uncut version
  • İlgili yazılar